Ahşap Rölyef/Yağlı Boya Çalışmalarım

Nostalji-2 Ankara

Nahit Kubilay Nahit Kubilay
Subat 2009


"Ankara Ankara güzel Ankara, gençlik aşklarını, sevinci hüznü, acıyı ve mutluluğu yaşadığım en güzel dostlarımı edindiğim güzel şehir. Taş yığını olmayan caddeleri, olur olmaz yerdeki alt ve üst geçitleri ve tabiî ki iki adımda bir hilkat garibesi AVM leri olmayan güzel halinle hep aklımdasın"

Radyoda Vedat Sakman’ın o güzel eserini Zuhal Olcay’ın kadife sesinden dinlerken bu kez de Ankara nostaljisi yapmak geldi içimden

ANKARA’DA AŞIK OLMAK

ankara'dan bir kuş uçtu güneye doğru
kanatlarında sevdanın kar bulutları

gün batımı masum gülüşler ağlamaklı
yine birşeyler aldı gitti ayrılık hüzünleri
yeni birşeyler aldı gitti ayrılık...

gözlerin bugün garip ve ince bir hüzün
ankara'da sensiz olmak zor iki gözüm
sözlerin bugün kırık, umarsız, kördüğüm
ankara'da aşık olmak zor iki gözüm
yine deli yangınlar oldu bugün akşama doğru
gökyüzünün sensiz sessiz haykırışları

son sevgi sözcükleri, son fısıltılar
yine birşeyler aldı gitti ayrılık hüzünleri
yeni birşeyler aldı gitti ayrılık...

gözlerin bugün garip ve ince bir hüzün
ankara'da sensiz olmak zor iki gözüm
sözlerin bugün kırık, umarsız, kördüğüm
ankara'da sensiz olmak zor iki gözüm
ankara'da yalnız olmak zor iki gözüm
ankara'da aşık olmak zor iki gözüm....

VEDAT SAKMAN


Söz ve müziği Vedat Sakman’a ait olan bu şarkıyı dinlerken Ankara bir kez daha gözlerimde ve içimde canlandı. Aslında ben bu sözlerin aksine Ankara’da çok kolay aşık olmuştum.

1972 senesi sonbaharı Ankara. Ülkemizin en güzel üniversitelerinden birini kazanmanın heyecanı ve elimde valizim ile garda trenden indiğimde halen “Ankara Ankara güzel Ankara, Seni görmek ister her düşen dara” marşını mırıldanıyordum. Kolay değil, Başkente, Atamın şehrine ayak basıyordum.

Her ne kadar memur çocuğu olmanın verdiği avantajla yurdumun her köşesini görmüş, yaşamış biri olarak, ve o yerlere hep ağlıya ağlıya gidip gene ağlıya ağlıya ayrılan bir kişi olarak burada da zevk ve keyifle yaşayacağımı düşünüyordum. Ancak yaklaşan sonbaharın o hüzünlü rengi, gri Ankara’yı görünce ve aklıma da Yahya Kemal’in söylediği bir söz gelince birden irkildim. Sormuşlar Y.Kemal’e, “Ankara’nın nesini seviyorsun” diye, o da “İstanbul’a dönmesi çok güzel” demiş.
Eyvah gençliğimi , o dünyanın en güzel şehri, İstanbul’dan sonra burada nasıl geçireceğim.
Okula ve yurda kaydımı yaptırdım, dersler hemen başladı. Sonbahar iyiden iyiye gelmiş o gri şehir yavaş yavaş iyice rengini değiştirmeye benim içimde gitgide kararmaya başlamıştı. Oysa Ankara’nın en güzel mevsiminin sonbahar olduğunu daha sonra öğrenecek ve yaşayacakmışım.
İlk midterm’ler yani ara sınavlar bitince İstanbul sevdalısı arkadaşlar birbirimize hep aynı şeyi söylemeye başladık. “İstanbul’um geldi’ Hafta sonu Anadolu ekspesine atlar sabah Haydarpaşa’dan vapurun güvertesine nasıl bindiğimizi dün gibi hatırlarım. Kıtlıktan çıkmış gibi çay-simit, pasaj ve gene akşam treni ile o gri şehre dönüş. Uzun yıllar böyle geçermi eyvah.
Ancak, çocukluğumdan beri hep şunu bilirdim. Bir yeri, yaşadıkca daha çok seviyor insan, daha çok sevdikçe de daha güzel yaşıyor daha çok yaşamak istiyor. 72-99 yılları arası tam 27 yıl, dile kolay.

Şimdi geriye baktık ca, o gri şehir değil artık Ankara , anılar şehri benim için (tabii o yılların Ankara’sı). Sayısız dost, sayısız tatlı anı.

Hadi biraz da Ankara nostaljisi yapalım.

Aynı yaştaki dostlar hatırlar. Ankara deyince Piknik kültürünü. Piknik, Kızılay’da hemen her kesimden, bürokrat, gazeteci, siyasi, genç yaşlı, kadın, erkek sık sık uğradığı bir restoran. Hem oturmalı yeri var hem de ayakta dar bankolarda atıştırdığımız, yeni çıkmış büyük arjantin biramızı içine de bir duble votka koydurup yudumladığımız bir mekan. Ama ne mekan. Kültürün üst seviyede olduğu servisin çok süratli yapıldığı omuz omuza yiyip içildiği bir mekan. Eski Ankaralıların hemen hepsi “nerde o eski Piknik” derler o yılları anımsayınca.
Çakır keyif çıkınca dışarıya ne sıcak gelir hava Temmuz ayında , nede soğuk gelir Aralık ta. Kulaklarınız donmak üzere olsa dahi.

İzmir caddesinden dönüp Ankara Sanat Tiyatrosundaki yeni oyuna koşturmak . İşte tiyatro kültürü bu olsa gerek.

Zamanla hafta sonları İstanbul kaçamakları azaldı. Tabii İstanbul’u unuttuğumda değil ama Ankara’yı yaşamaya başladım da ondan.
Soğuk , buz gibi bir gece, Tansel’in vitrinine konmuş siyah beyaz bir televizyondan sanat müziği programı izliyorum.Her yerde televizyon yok, ne güzel…

Gündoğdu Duran’ın meşhur Ankara Rüzgarı. Hemde Nesrin Sipahi söylüyor.

ANKARA RÜZGARI

Pembe küçük dudağın söyledi şarkımızı
İndi bahar Ankara'nın sisli yamaçlarına
İçli sesin, ah ne kadar açtı gönülde sızı
Her gören ağladı, kalbini bağladı dalgalı saçlarına
Söyledim aşkımı ben Ankara rüzgarına
Olmadı kaldı benim her hevesim yârına
Her gören ağladı, kalbini bağladı dalgalı saçlarına
Önce biraz gülecek, kalbe ümit katacak
Söz verecek, gelmeyecek, hep seni aldatacak
Sev diyecek, sevmeyecek, beklide ağlatacak
Boşyere ağlama, kalbini bağlama Ankara kızlarına

Gündoğdu Duran (Muhayyerkürdi)

Sanki evimdeyim. Güven parka yürürken bu şarkı dilimden düşmüyor.
Kızılay’dan Gaziosmanpaşa dolmuşuna binip, çünkü Kavaklıdere’den onlar geçerdi, Tunalı Hilmi’ye gidiyorum. Sinemalarda inecek var. O zamanlar Ankara deyince sinemaları ve pastahanelerin ününü hemen herkes kabul ederdi. En güzel sinema ve pastahaneler de Tunalı Hilmi’deydi.

Pastaneler dolu ise , başka bir Ankara klasiği, Kuğulu Park beni bekliyor. Yaz kış özellikle sevgililerin uğrak noktası Kuğulu. Şimdiki yerinden biraz daha yukarda Tenis Klübüne doğru uzanan Ankara’nın göbeğinde bir cennet. Hele sonbaharda sarı yaprakların altında… Gelde aşık olma.

Hem, beni bu havalar mahvetti dememiş mi büyük ozan?

Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.

ORHAN VELİ KANIK

Daha sonraları Mogan gölünü keşfettim. Hemen yanında Emir Gölünü( ODTÜ gölü). Hele bahar ve yaz aylarında sanki deniz kenarında imişçesine Eğmir uğrak noktamızdı. Sakin sessiz. Kürek takımı burada antreman yapar bizde mangallarımızı yakar ağaçların altında uzanırdık. Ne güzeldi.

Ahmet Muhip Dranas aceba bu şiiri burada mı yazmış?

BAHAR ŞARKISI

Titrek bir damladır aksi sevincin
Yüzünün sararmış yapraklarında
Ne zaman kederden taşarsa için
Şarkılar taşırsın dudaklarında.
İşlerken hülyama sesten örgüler
Bir çini vazodan dökülen güller
Gibi hülyada fecirler güler
Buruşmuş bir çiçek parmaklarında.

Gözlerin kararan yollarda üzgün,
Ve bir zambak kadar beyazdı yüzün;
Süzülüp akasya dallarından gün
Erir damla damla ayaklarında.

Sesin perde perde genişledikçe
Solan gözlerinden yağarken gece
Sürür eteğini silik ve ince
Bir gölge bahçenin uzaklarında.

Sen böyle kederden taştığın akşam
Derim dudağında şarkı ben olsam
Gözlerinde damla, içinde gam
Eriyen renk olsam yanaklarında

AHMET MUHİP DIRANAS

Ankara sokaklarında yürürken karnınız acıkınca Sakarya’da Goralı’nın dönerli sandviçini yemeden duramazdık. Çankaya’ya en yüksek yer. Hemen tüm Ankara’yı buradan seyretmenin tadına doyum olmaz ama o yıllarda kirli dumanlı bir Ankara görünmezdi. O zamanlar tek büyük alışveriş yeri Kızılay Gima idi, soğukta ısınmak içinde girilir yada gökdelenin üçüncü katında Set kafeterya sıcak bir mekan olarak bilinirdi.
Gaziosmanpaşa’daki Papazın Bağı özellikle sıcak yaz günleri bizi sanki bir başka aleme götürürdü. Ankara’da yaşayıp Atatürk Orman Çiftliğini bilmemek hele çiftik lokantasında oturmamak ayıptı. Oranında siyah tekel birası bir başka güzeldi ama. Bahçeli,Emek,Yenimahalle sokakları sakin sessiz tam gezilecek yerlerdi.

Aynen Bulutsuzluk Özleminin şarkısındaki gibi.

ANKARA SOKAKLARINDA

yürüyordum
yürüyordum ay ışığında
adım seslerim
boş sokaklarda
yankılanırken gece ayazında
sen yokken anlamsız
gideceğim yer
sadece gölgem
beni takip eder
ankara sokaklarında
yürüyordum
yürüyordum ay ışığında
beynimde düşünceler
belki bir ezgi
yarım kalır
şarkı bitmez bazen
unutamadım
zaten unutamam ki
çünkü hayat
hafife alınmaz ki

Bulutsuzluk Özlemi

Ankara’nın en güzel tarihi yerlerinin başında da Anıtkabir gelir, sık sık giderdim oraya. Cumnuriyet tarihini orada her sefer tekrar yaşardım gururla. Ulustaki Roma hamamı da sanki sizi eski romada bir seyahate çıkarırdı.

Ankara Ankara güzel Ankara, gençlik aşklarını, sevinci hüznü, acıyı ve mutluluğu yaşadığım en güzel dostlarımı edindiğim güzel şehir. Taş yığını olmayan caddeleri, olur olmaz yerdeki alt ve üst gecitleri ve tabiî ki iki adımda bir hilkat garibesi AVM leri olmayan güzel halinle hep aklımdasın.

Hiç yorum yok: